add

Three Days Grace İstanbul'a Geliyor!

7 Aralık 2025

Rock müzik tutkunları, kemerlerinizi bağlayın! Yıllardır beklenen an geldi. Post-grunge ve alternatif metalin dev ismi Three Days Grace, Türkiye'deki ilk konserini vermek üzere İstanbul'a ayak basıyor. Üstelik bu sadece bir konser değil, grubun orijinal solisti Adam Gontier'in geri döndüğü tarihi bir buluşma!

Eğer "I Hate Everything About You" ile büyüdüyseniz veya "Animal I Have Become" dinlerken kendinizden geçtiyseniz, bu geceyi kaçırmak istemeyeceksiniz.


Neden Bu Konser Tarihi Bir Olay?

Three Days Grace hayranları için rüya gerçek oldu! Grubun kurucu sesi Adam Gontier, 2013'teki ayrılığından sonra gruba resmen geri döndü. Ama sürpriz burada bitmiyor: Adam'ın yokluğunda grubu sırtlayan Matt Walst da kadroda!

Evet, sahnede iki solistli dev bir rock makinesi izleyeceğiz. Hem eski efsane Adam'ı hem de Matt'in enerjisini aynı anda, omuz omuza görmek rock tarihinde ender rastlanan bir deneyim olacak. Yeni albümleri "Mayday" (ve beklenen Alienation dönemi) ile ortalığı kasıp kavurmaya geliyorlar.


📍 Konser Takvimi ve Detaylar

İstanbul, o gece KüçükÇiftlik Park'ın enerjisiyle sallanacak!

  1. Tarih: 30 Haziran Salı
  2. Saat: 21:00 (Kapı Açılış: 18:00)
  3. Mekan: KüçükÇiftlik Park, İstanbul
  4. Yaş Sınırı: +18 (18 yaş altı sadece ebeveyn refakatiyle)

En Avantajlı Three Days Grace Biletleri Nereden Alınır?

Böyle büyük konserlerde biletler hızla tükenir ve karaborsaya düşebilir. Ancak endişelenmeyin, EventPal.co olarak size en güvenilir ve en avantajlı bilet seçeneklerini sunuyoruz.

Piyasayı tarıyor, karmaşık bilet kategorileri arasında kaybolmanızı engelliyor ve sizi doğrudan en iyi fiyatla buluşturuyoruz. Three Days Grace İstanbul konseri için güncel fiyatlar şu şekilde:

Bilet KategorisiFiyatNeden Tercih Edilmeli?
Genel Giriş3.000 ₺Kalabalığın coşkusunu tam ortada hissetmek için en bütçe dostu seçenek.
Sahne Önü5.500 ₺Adam Gontier ve Matt Walst ile göz göze gelmek, riffleri iliklerinde hissetmek isteyenler için.
Teras7.000 ₺Konseri hem konforlu hem de panaromik bir açıyla izlemek isteyen VIP deneyimi.

📢 EventPal Özel İpucu: Bilet fiyatları konser tarihi yaklaştıkça artış gösterebilir. En avantajlı dönem biletlerini kaçırmamak ve yerinizi garantilemek için aşağıdaki butonu kullanın.

Three Days Grace İstanbul Biletlerini En Avantajlı Fiyatla Almak İçin Tıklayın

Konsere Gitmeden Önce Bilmeniz Gerekenler

  1. Erken Gelen Kazanır: Kapılar 18:00'de açılıyor. Sahne önü biletiniz yoksa ama önlerde olmak istiyorsanız erken gitmekte fayda var.
  2. Playlist Hazırlığı: "Riot", "Never Too Late" ve "Pain" gibi klasikleri ezberlediğinizden emin olun.
  3. Güvenli Alışveriş: Sahte bilet mağduru olmamak için EventPal güvencesiyle yönlendirilen resmi kanalları kullanın.

Haziran ayını iple çekiyoruz! İçindeki "Animal"ı serbest bırakmaya hazırsan, biletini şimdiden kap!

Sanatçı Hakkında

Three Days Grace

Three Days Grace, 1997 yılında Norwood, Ontario’da kurulan Kanadalı rock grubudur. Alternatif rock, post-grunge, hard rock ve alternatif metal çizgisindeki müziğiyle özellikle 2000’li yılların en başarılı Kuzey Amerika rock gruplarından biri hâline gelen topluluk; “I Hate Everything About You”, “Animal I Have Become”, “Never Too Late”, “Pain”, “Riot”, “Break”, “The Good Life”, “Painkiller” ve “So Called Life” gibi şarkılarıyla dünya çapında geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmıştır. Grubun tarihinde Adam Gontier ve Matt Walst dönemleri önemli yer tutarken, 2024 yılında Gontier’in gruba geri dönmesiyle Three Days Grace tarihinde ilk kez iki vokalistli yeni bir dönem başlamıştır.

Grubun kökenleri 1990’ların başında Ontario’nun küçük Norwood kasabasında kurulan Groundswell adlı topluluğa uzanmaktadır. Adam Gontier, Brad Walst ve Neil Sanderson’ın da içerisinde bulunduğu genç müzisyenler, 1993 civarında Groundswell adı altında birlikte müzik yapmaya başladı. İlk dönemlerinde okul etkinlikleri, yerel organizasyonlar ve küçük konserlerde sahne alan grup, 1995 yılında Wave of Popular Feeling isimli bağımsız bir albüm yayımladı. Groundswell’in 1996’da dağılmasının ardından Gontier, Walst ve Sanderson müzik üretmeye devam etti ve 1997 yılında projeyi Three Days Grace adıyla yeniden şekillendirdi.

Three Days Grace isminin ortaya çıkışı da grubun kimliğinin önemli parçalarından biri oldu. Grup üyelerinin açıklamalarında isim, bir insanın hayatındaki önemli bir şeyi değiştirebilmesi için yalnızca “üç günü” olsaydı bunu başarıp başaramayacağı düşüncesiyle ilişkilendirildi. Bu karanlık ve sorgulayıcı yaklaşım ilerleyen yıllarda grubun şarkı sözlerinde sıkça karşılaşılan öfke, yabancılaşma, bağımlılık, depresyon, ilişkiler, iç çatışma ve hayatta kalma temalarıyla da örtüştü.

Grup Toronto’ya taşınarak profesyonel müzik sektörüne girmeye çalışmaya başladı. Yapımcı Gavin Brown ile çalışmaları Three Days Grace’in kariyerindeki ilk büyük kırılma noktalarından biri oldu. Bu çalışmalar sırasında hazırlanan şarkılar plak şirketlerinin dikkatini çekti ve grup Jive Records ile anlaşma imzaladı.

Three Days Grace, kendi adını taşıyan ilk büyük stüdyo albümü Three Days Gracei 2003 yılında yayımladı. Gavin Brown prodüktörlüğündeki albüm, grubun agresif gitar sound’unu Adam Gontier’in güçlü ve kolay ayırt edilen vokaliyle bir araya getiriyordu. Albümün en büyük çıkışı “I Hate Everything About You” oldu. İlişkilerde sevgi ile nefret arasındaki çelişkiyi anlatan şarkı, grubun uluslararası ölçekte tanınmasını sağladı ve zaman içerisinde Three Days Grace’in imza parçalarından biri hâline geldi.

İlk albümde ayrıca “Just Like You” ve “Home” gibi önemli single’lar bulunuyordu. Bu parçaların Amerikan rock radyolarında elde ettiği başarı, Three Days Grace’i dönemin post-grunge ve alternatif rock dalgasının önde gelen yeni grupları arasına taşıdı. Grup kısa sürede Kuzey Amerika’da yoğun turnelere çıkmaya ve büyük rock gruplarıyla aynı organizasyonlarda sahne almaya başladı.

Ancak grubun hızlı yükseliş döneminde Adam Gontier ciddi kişisel problemler ve bağımlılık sorunları yaşadı. Gontier’in rehabilitasyon sürecindeki deneyimleri, Three Days Grace’in ikinci albümünün söz dünyasını önemli ölçüde etkiledi. Yalnızlık, bağımlılık, kendinden nefret etme, öfke ve yeniden ayağa kalkma gibi temalar bu dönemde yazılan şarkıların merkezine yerleşti.

2006 yılında yayımlanan One-X, Three Days Grace’in kariyerindeki en önemli albümlerden biri oldu. Howard Benson prodüktörlüğünde hazırlanan albüm, ilk çalışmaya kıyasla daha ağır, karanlık ve duygusal bir sound taşıyordu. One-X, grubun yalnızca ticari başarısını büyütmekle kalmadı; Three Days Grace’in 2000’ler rock müziğinin en tanınan gruplarından biri hâline gelmesini sağladı.

Albümün ilk önemli parçalarından “Animal I Have Become”, Adam Gontier’in bağımlılık dönemindeki iç mücadelesinden izler taşıyordu. Şarkının ağır gitar riffleri ve kontrolünü kaybeden bir insanı anlatan sözleri, grubun müzikal kimliğinin en güçlü örneklerinden birine dönüştü.

Aynı albümde bulunan “Pain”, “Never Too Late” ve “Riot” da grubun en bilinen eserleri arasına girdi. Özellikle “Never Too Late”, umutsuzluk ve yaşamdan vazgeçme düşüncesine karşı mücadeleyi ele alan sözleriyle Three Days Grace repertuvarının en duygusal parçalarından biri oldu. One-X yıllar içerisinde grubun hayranları arasında en sevilen çalışmalarından biri olarak konumlandı.

Three Days Grace’in kadrosu bu dönemde Adam Gontier’in vokal ve ritim gitarı, Barry Stock’un solo gitarı, Brad Walst’ın bas gitarı ve Neil Sanderson’ın davulları üzerine kuruluydu. Barry Stock’un gruba katılması, Gontier’in sahnede vokale daha fazla yoğunlaşmasını sağlarken grubun gitar düzenlemelerinin de daha güçlü ve katmanlı hâle gelmesine katkıda bulundu.

Grup 2009 yılında üçüncü stüdyo albümü Life Starts Nowı yayımladı. Albüm, önceki çalışmalarındaki karanlık atmosferi tamamen terk etmese de sözlerinde iyileşme, değişim ve yeniden başlama gibi daha umutlu temalara daha fazla yer veriyordu. Albümün adı da bu yaklaşımı yansıtıyordu.

“Break”, albümün en başarılı single’larından biri oldu. Bunu “The Good Life”, “World So Cold” ve “Lost in You” gibi parçalar takip etti. Life Starts Now, Three Days Grace’in alternatif rock ile hard rock arasındaki karakteristik sound’unu korurken grubun şarkı yazımındaki melodik tarafını da geliştirdi.

2012 yılında yayımlanan dördüncü albüm Transit of Venus, grubun müzikal açıdan daha deneysel çalışmalarından biri oldu. Elektronik öğelerin ve farklı prodüksiyon tekniklerinin önceki albümlere kıyasla daha belirgin kullanıldığı çalışma, Three Days Grace’in klasik gitar merkezli sound’unu modernleştirme girişimi olarak değerlendirildi.

Albümde “Chalk Outline”, “The High Road” ve “Misery Loves My Company” gibi parçalar öne çıktı. “Chalk Outline” özellikle rock radyolarında büyük başarı elde ederek grubun önemli hitlerinden biri hâline geldi. Ancak Transit of Venus aynı zamanda Adam Gontier’in Three Days Grace ile kaydettiği ilk dönemin son stüdyo albümü oldu.

2013 yılının başında grubun tarihinde büyük bir değişiklik yaşandı. Adam Gontier Three Days Grace’ten ayrıldı. Ayrılığın kamuoyuna yansıması sırasında tarafların açıklamalarında farklı değerlendirmeler bulunduğu için süreci yalnızca “grup içindeki tartışmalar” şeklinde açıklamak eksik kalmaktadır. Gontier o dönemde sağlıkla ilgili gerekçelerden söz ederken daha sonraki açıklamalarında grubun yaratıcı yönüne ilişkin memnuniyetsizliklerini de dile getirdi.

Gontier’in ayrılması, grubun devam edip etmeyeceğine ilişkin önemli bir soru oluşturdu. Three Days Grace turnelerini iptal etmek yerine vokalist olarak Matt Walst ile çalışmaya başladı. Matt, My Darkest Days grubunun vokalisti olarak tanınıyordu ve Three Days Grace basçısı Brad Walst’ın kardeşiydi.

Başlangıçta turneler için düşünülen Matt Walst zaman içerisinde grubun kalıcı vokalisti hâline geldi. Böylece Three Days Grace’in tarihinde ikinci büyük dönem başladı.

Matt Walst vokalli ilk Three Days Grace stüdyo albümü Human, 2015 yılında yayımlandı. Albüm aynı zamanda grubun daha önce One-X ve Life Starts Now çalışmalarında birlikte çalıştığı Howard Benson ile yeniden bir araya gelmesini sağladı.

“Painkiller”, Matt Walst döneminin ilk büyük Three Days Grace hitlerinden biri oldu. Ardından “I Am Machine”, “Human Race” ve “Fallen Angel” gibi parçalar yayımlandı. Walst’ın vokali Gontier’den farklı bir karakter taşımasına rağmen grup ağır gitar riffleri, büyük nakaratlar ve karanlık sözlerden oluşan temel müzikal çizgisini sürdürdü.

Three Days Grace 2018 yılında altıncı stüdyo albümü Outsiderı yayımladı. Albümün merkezinde modern dünyanın yarattığı izolasyon, teknolojiyle kurulan ilişki, toplumsal baskı ve insanın kendisini çevresinden soyutlama isteği gibi temalar bulunuyordu.

Albümün en büyük parçalarından “The Mountain”, mücadele etmek ve zorluklara rağmen ilerlemek üzerine kurulu sözleriyle grubun konser repertuvarının önemli şarkılarından biri hâline geldi. “Infra-Red” ve “Right Left Wrong” da albüm döneminde rock listelerinde başarı gösterdi.

2022 yılında grubun yedinci stüdyo albümü Explosions yayımlandı. Three Days Grace bu albümde hem klasik sound’unu korudu hem de daha modern alternatif metal ve hard rock prodüksiyonlarından yararlandı. Albümün çıkış döneminde yayımlanan “So Called Life”, grubun Matt Walst dönemindeki en dikkat çekici parçalarından biri oldu.

Explosions içerisinde “Lifetime”, “Neurotic”, “I Am the Weapon” ve albümle aynı adı taşıyan “Explosions” gibi parçalar da yer aldı. Özellikle “Lifetime”, kayıp ve bir insanın hayatından aniden çıkmasının yarattığı duygusal boşluğu ele alan yapısıyla albümün daha kişisel ve duygusal çalışmalarından biri olarak dikkat çekti.

Three Days Grace’in tarihinde beklenmedik gelişme ise 2024 yılında Adam Gontier’in gruba geri dönmesi oldu. Ancak bu dönüş Matt Walst’ın ayrılması anlamına gelmedi. Bunun yerine grup, kariyerinde ilk kez iki ana vokalistle devam etme kararı aldı. Böylece Three Days Grace’in iki farklı döneminin vokalistleri aynı kadro içerisinde birleşti.

Yeni yapıda Adam Gontier ve Matt Walst vokalleri paylaşırken, Barry Stock gitar, Brad Walst bas gitar ve Neil Sanderson davul ile klavye görevlerini sürdürdü. Bu kadro, hem Gontier döneminin klasik Three Days Grace sound’unu hem de Walst döneminde geliştirilen daha modern yaklaşımı aynı projede bir araya getirme potansiyeli taşıyordu.

Gontier’in dönüşünün ardından yeni kadronun ilk çalışmalarından biri “Mayday” oldu. Parça 2024 yılının sonlarında yayımlandı ve Adam Gontier ile Matt Walst’ın vokallerini aynı Three Days Grace şarkısında bir araya getirdi. Böylece grubun yeni döneminin nasıl bir müzikal yaklaşım izleyeceğine ilişkin ilk örnek ortaya çıktı.

Bunu 2025 yılında “Apologies” ve yeni çalışmalar takip etti. Grup aynı zamanda Gontier’in dönüşünden sonraki ilk albümünün Alienation adını taşıyacağını açıkladı. Alienation, Three Days Grace açısından yalnızca yeni bir albüm değil, grubun iki vokalistli döneminin ilk uzunçaları olması nedeniyle diskografisinde ayrı bir önem taşımaktadır.

Alienation, 22 Ağustos 2025 tarihinde yayımlanarak Three Days Grace’in sekizinci stüdyo albümü oldu. Albümde Adam Gontier ve Matt Walst birlikte yer aldı ve böylece Gontier, 2012 tarihli Transit of Venusten yaklaşık 13 yıl sonra ilk kez yeni bir Three Days Grace stüdyo albümünde vokal yaptı.

Grubun yıllar içerisindeki başarısının en dikkat çekici taraflarından biri Amerikan rock radyolarındaki performansıdır. Three Days Grace, Billboard’un Mainstream Rock listesinde çok sayıda bir numaralı single elde ederek listenin tarihindeki en başarılı gruplardan biri hâline gelmiştir. “Just Like You”, “Animal I Have Become”, “Pain”, “Never Too Late”, “Break”, “Chalk Outline”, “Painkiller”, “I Am Machine”, “The Mountain” ve sonraki dönem çalışmalarının başarısı grubun yaklaşık yirmi yılı aşan süre boyunca rock radyolarında güçlü kalmasını sağlamıştır.

Three Days Grace’in müziğinde tekrar eden temaların başında öfke, yalnızlık, bağımlılık, yabancılaşma, toksik ilişkiler, psikolojik mücadele, kayıp ve hayatta kalma gelmektedir. Grubun özellikle ilk dönem çalışmalarında Adam Gontier’in kişisel deneyimlerinin sözlere güçlü biçimde yansıması, şarkıların dinleyicilerle duygusal bağ kurmasında önemli rol oynamıştır.

Müzikal açıdan Three Days Grace’in temel yapısını düşük akortlu ve güçlü gitar riffleri, melodik fakat agresif vokaller, büyük nakaratlar ve doğrudan sözler oluşturmaktadır. İlk albümlerde belirgin olan post-grunge etkisi zaman içerisinde alternatif metal ve modern hard rock unsurlarıyla genişlemiştir. Matt Walst döneminde elektronik dokular ve daha modern prodüksiyon teknikleri daha fazla kullanılırken, grubun temel melodik kimliği korunmuştur.

Adam Gontier ile Matt Walst arasındaki vokal farklılığı da grubun iki dönemini birbirinden ayırmaktadır. Gontier’in daha karanlık, kırılgan ve zaman zaman pürüzlü vokal tonu özellikle One-X döneminin duygusal yapısıyla özdeşleşirken; Walst daha sert, yüksek enerjili ve modern hard rock’a yakın bir vokal yaklaşımı ortaya koymuştur. İki vokalistin aynı kadroda bulunmasıyla Three Days Grace artık bu iki karakteri birlikte kullanabilmektedir.

Grubun klasik kadrosunun diğer üyeleri de Three Days Grace’in kimliğinin oluşmasında önemli rol oynamıştır. Neil Sanderson, grubun davulcusu olmasının yanı sıra şarkı yazımı, klavye ve prodüksiyon süreçlerinde aktif görev almaktadır. Brad Walst, grubun kuruluşundan beri bas gitarıyla ritmik yapının temelini oluştururken; Barry Stock, 2000’li yılların başında kadroya katılmasının ardından grubun ağır ve karakteristik gitar sound’unun önemli parçalarından biri olmuştur.

Three Days Grace’in diskografisi böylece Three Days Grace (2003), One-X (2006), Life Starts Now (2009), Transit of Venus (2012), Human (2015), Outsider (2018), Explosions (2022) ve Alienation (2025) olmak üzere sekiz ana stüdyo albümüne ulaşmıştır. Bu diskografi aynı zamanda grubun üç farklı dönemini yansıtmaktadır: Adam Gontier’in ilk dönemi, Matt Walst dönemi ve 2024 sonrasında başlayan Gontier-Walst ortak vokal dönemi.

Yaklaşık otuz yıla yaklaşan kariyerinde Three Days Grace, 2000’lerin post-grunge patlamasından çıkıp farklı kuşaklara ulaşmayı başaran az sayıdaki gruplardan biri olmuştur. Özellikle Three Days Grace ve One-X albümleriyle büyüyen ilk kuşak dinleyicilerin yanında, Human, Outsider ve Explosions dönemlerinde grubu keşfeden yeni bir dinleyici kitlesi oluşmuştur.

Bugün Adam Gontier, Matt Walst, Barry Stock, Brad Walst ve Neil Sanderson kadrosuyla faaliyet gösteren Three Days Grace; “I Hate Everything About You”, “Animal I Have Become”, “Never Too Late”, “Pain”, “Riot”, “Break”, “The Good Life”, “Chalk Outline”, “Painkiller”, “The Mountain” ve “So Called Life” gibi yıllar içerisinde modern rock klasiklerine dönüşen eserleriyle Kanada’nın uluslararası ölçekte en başarılı rock gruplarından biri olarak kariyerini sürdürmektedir. Adam Gontier’in dönüşü ve Alienation ile başlayan çift vokalli dönem ise grubun yaklaşık otuz yıllık tarihindeki en önemli kadro değişikliklerinden ve yeni dönemlerinden birini oluşturmaktadır.

Popüler Şarkılar


İlgili Bloglar